ZurnaFinal.Com

UYANIŞ

Yaprak hışırtısı eşliğinde çalınan
Rüzgârın sayamadığım
Bilmem bu kaçıncı senfonisi.
Ay ışığı pusu kurmuş
Gözetliyor pencereden.
Şevkini yitirmiş bir gecenin
Gönülsüz karanlığı sarmış dört yanı.

Bende,
İsteği dışında
Bir köşeye konmuş heykel sessizliği;

Sen,
Yangın yerinde
Kurumuş ağaç gibisin yürekte.
Yer etmiş gözlerin,
Yer etmiş sevdan
İzi vurmuş kıyısına gözlerimin.

Sabaha kadar dilimde
Mülteci bir isyan lisanıyla
Tekrarlayıp duruyorum,
Karşımda sen varsın gibi:
“Bülbül bin ahla göğsünü dikene sürse de
Gül fidanını eller koparır!”
Bilmiyorum,
Bu feryadın dilimdeki kaçıncı zikri?

Sükûn!
Herkesten saklanmış
Ketum bir çığlık…
Ve saklı bir bahçeden
Yasaklı bir meyveyi koparmanın
Dönüşsüz pişmanlığı!
Ki ilk peygamberimden bana yadigârdı
Sana düşkünlüğümün hissi!

Kısacası
“Sen” romanının
Özetini çıkardım bu gece
Ve ezberledim dersimi:
“Ulaşmayı istediğim tek hayal değildin;
Duyacağım son pişmanlıksa hiç değil!”
Gibi avutan cümlelerimi.

Ama sonundaysa
Kan kusturur gibi
Sancısıyla süsleyerek
Öğretti bana hayat:
Ne kadar sinesini delik deşik etse de
Zehirli yılanı koynunda saklamaya
Mahkûm olduğunu toprağın!
Ve çaresiz, ben de sana adadım
Özünü topraktan koparmış bu yüreği!

Şimdiyse,
Sensizliği anlatan
Acemilik çağındaki ufak kelimeleri
Haykırmak yerine
Kısık bir sesle,
Bana sabrı öğreten
Büyük cümleleri mırıldanıyorum.

Ve yine tenhasından gecenin
Kucağından çalıp sabahı,
Eğiliyorum ağzına kadar
Mırıltı dolu bir günün kuyusuna!

Yorum ekle